Nesnelere Değil İnsana Odaklı Bir Yaşam

Nesnelere Değil İnsana Odaklı Bir Yaşam
Dünyanın dört bir yanında değer verilen varlıklar mekan ve zamanla değişmektedir. Bu gün gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde insan değerine, eskiden olduğu gibi bugün de diğer tüm varlıklardan öncelik tanınmıştır. Bazı gelişmemiş yerleşimlerde ne yazık ki, geçmişte olduğu gibi günümüzde de insana biçilen değerler nesnelerle karşılaştırıldığı zaman, şaşırtıcı derecede önemsiz olduğunu fark etmekteyiz.

Bugün sık sık şahit olduğumuz olaylar; açık bırakılmış rögara çocuğun düşmesi, sürücünün karşıdan karşıya geçmekte olan yayaya çarpması, iş güvenliği sağlanmamış inşaat işçisinin ihmaller sonucu kaza geçirmesi ve daha birçok olay, insana verilen önemin ne kadar basite indirgendiğini gösteriyor. Bu tür vakalar karşısında en vahimi ise kendimizi soyutlaştırıp, gerçekleşen olayları kadere bağlamakla geçiştirmektir.

Gelişmiş toplumlardaki bireyler sorumluluklarını bir düzen çerçevesinde yerine getirebildiğinden dolayı, bugün medyada sık karşılaştıkları; bilim, teknoloji, sağlık, insan ve hatta hayvan gelişimi üzerine sayfalarca haber yayınlanmaktadır. İnsanın temel yaşam hakkını tetikleyen en ufak etmenler karşısında çözüm üretme çabaları üzerine durulmaktadır. Gelişmemiş toplumlarda ise; kişilerin payına düşen mesuliyetleri gerektirdiği şekilde kayda almamalarının sonucunda, insanın yaşam değerlerinin kayıpları ardı ardına manşetlerin ve son dakika haberlerin konusu olduğundan, hayatta kalabilmeleri için üstün güçlere sahip olmaları gerektiği hissine kapılmalarına neden olmaktadır. Toplumları insan değeri üzerinden sınıflandırılmak yerine, gelişmemiş toplumlardaki insanın hayat ucuzluğunu giderebilecek kalıcı çözümler irdelenmelidir.   

Hangi toplumun mensubu olursak olalım, yaşadığımız bir olayda; karşımızdakini eleştirmeden önce kendi hatamızı görmeye çalışalım. Tanık olduğumuz veya doğal afet olayların karşısında ise; maddi hasardan önce insanı düşünmekle beraber, benim elimden bir şey gelmez değil, yardım etmekle kendimizi yükümlü görmek ve öncelikli olarak kendi insanımıza sahip çıkalım ki dünya insanına da yardımımız dokunsun. Kendimizin ve karşımızdakinin yaşam öz değerlerine mümkün mertebede eşit bir yaklaşımla odaklanmalıyız. Varlığımızın değerini nesnelere verilen önemle karşılaştırmadığımız sürece insanız.
Hande Hamdiye AĞIRMAN

Önce Vatan Gazetesi

Ülkemiz 89. Sırada

Ülkemiz 89. Sırada
Okumak, mutluluk ve huzur eşliğinde kendimizle beraber dünyayı da keşfettiğimiz uçsuz bucaksız bir limandır.

Dünyada tüm bilgi birikimini kendisinde toplamış düzgün karakterli, dünyaya geniş bakan, problemi iyi analiz edip ve çözümleyen, iletişimde etkili olan, çevreye ve tüm canlılara karşı hassasiyetli erdem sahibi bir birey olmak güç değil aslında. 

Bu gün ülkemizde kitap, ihtiyaç duyduğumuz maddeler arasında 241. Sıradadır. Kitaba ayırdığımız zamanı, Norveçli 297’e ABD’li 205’e, İngiliz 89’a Japon 94 katlıyor. Türkiye’de günde ortalama 4.8 saat tv seyredilirken, kitap okumaya yılda 6.5 saattir. Birleşmiş milletlerin insani gelişim raporunda kitap okuma oranına göre ülkemiz ne yazık ki 89. sırada bulunmaktadır.

Kütüphanenin masasında, bahçedeki hamakta, uçak seyahatinde veya herhangi bir mekanda yanımıza almış olduğumuz, bir kitabı rahatlıkla; mesai, teneffüs, kahvehaneler ve sokak aralarındaki hızla akan paha biçilmeyen zamanımızı okuyarak değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Eğitimini aldığımız ya da çalıştığımız belirli bir alanda, düzenli kitap okumak bize uzmanlık alanımızı pekiştirir. Yersiz ve çok konuşmanın zihnimizi olumsuz etkilediği gibi yerinde, doğru ve akıcı konuşmanın kitap okumakla giderebileceğinin yanı sıra hayatımızda ne istediğimizi veya en azından ne istemediğimizi bilmiş olacağız. Hayatın gerçekleri ve monotonluğu bazen sıkıcı gelebilir ancak kitapların bize katacağı arkadaşlık hissiyatı, verdiği özgüven ve yaratıcı mizah anlayışıyla yaşamımızı sürdürmeye değer kılar. 


Hande Hamdiye AĞIRMAN
Önce Vatan Gazetesi

İş Verimliliğini Etkileyen Faktörler

İş Verimliliğini Etkileyen Faktörler

Ekonomik ve sosyal kalkınmamıza yararı olacak en önemli etken; bireylerimizin meslek seçimlerinde okul ortamında doğru bir sistemle yönlendirilmeleri ve aile ile çevre baskısına da maruz kalmamaları gerekir. Çalışma hayatlarında; ister özel ister devlet kurumlarında olsun, ne kişisel ne de fiziksel özelliklere bakmaksızın sadece iş verimliliği, aktif iletişim ve belirli düzenle disiplin içinde çalışma ortamın gerekliliğini ön planda tutulursa çalışanı; yaratıcı, çok yönlü ve güler yüzlü bir kişiliğe sahip olmalarını sağlar.

Günümüzde hala bazı kesimlerimizde, memur olma fikrini en gözde meslek gurubu olarak gördüğü için, aile ve çevre baskısı sonucu gençleri erken yaşta kendi istekleri doğrultusunda seçim yapmalarını engelleyip, ön gördükleri mesleklere yönlendirmektedirler. Kişi çoğu zaman seçtiği mesleğin kendisine uygun olmadığının farkına vardığında, yeni arayışlar içerisinde olması gerekirken maddi imkanlar, çevre baskısı ve yeni deneyimlere açık olmaması sonucunda gereken performansı göstermemektedir. Bunun sonucunda çalıştıkları ortama da negatif enerjileriyle ve agresif tavırlarıyla çalışma arkadaşlarına mobbing uygulayarak iş hayatlarını sürdürmeye çalışmaktalar.

Yeni arayışlar içerisinde olanlar da kendine daha uygun ve mutlu olabileceği bir alana yönelirken farklı zorluklarla karşılaşabilmektedirler. Bazı iş alınımlarında haksız mülakat sonuçları, torpil, ve siyasi görüşler ne yazık ki sebep olmaktadır. İş performansı, disiplini ve düzeninden çok farklı etmenler ön plana çıkmakta; iş verenle çalışanın arasındaki sorumsuzluğun doğurduğu sonuçlar sıkıcı bir patron ve çalışan ikililiğini ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Öte yandan, hem kadın hem erkek çalışma hayatlarında farklı problemlerle karşılaşmaktalar. Erkeklerin karşısına; askerlik, medeni durumu ve bazen iş performansından çok diğer etkenler önem kazanmaktadır… Özellikle kadınlar, iş hayatında daha çok problemlerle karşılaşabilmekteler. Bazı kadınların kendilerine olan saygılarından dolayı, tüm engellere rağmen çalışma performanslarını yüksek tutmakla beraber emeklerinin karşılığını alma çabasındadırlar. Bir de başarılarının yanı sıra fiziksel görünümleriyle de ön planda ise sorumlulukları epey artmaktadır. Bu sorumlulukların başında; hem cinsleri veya karşı cinsleri olsun, kadını iş toplumuna kazandırmak yerine, işinde başarılı olan kadınla uğraşarak kendi performanslarını düşürdükleri gibi onun da performansını etkileyip ve hatta işinden soğutma derecesine getirebilmekteler. Oysa iş yerinde çalışma verimliliği ve ortam düzenin önüne hiçbir faktörün engel teşkil etmemesi gerekir.

Bir ülkenin kalkınmasının en önemli faktörlerinden biri sağlanan iş ortamlarındaki düzene, disipline, karşılıklı ve seviyeli iletişime dayanmakla beraber çalışanın da özel hayatıyla iş hayatın arasındaki köprüyü benimseyip işini severek, güler yüzle ortama sinerji sağlaması ve üstün performans sergilemesine bağlıdır. Bazı meslek seçimlerinde yanlış yönlendirmeler ve iş ortamlarında devam eden sorunların, gelecek nesillerimizin mutluluğu ve ülkemizin gelişmesi adına giderilmesini temenni ederim. 


Hande Hamdiye AĞIRMAN
Önce Vatan Gazetesi